|
|

SahibindenKitaplardan, Sıfır
|
|
| Ürünün Adı |
İki Darbe Arasında; İlginç Zamanlarda |
| Yayınevi |
Kapı Yayınları |
| Yazar |
İskender Pala |
| Kategori |
Mektup - Anı - Günlük - Anlatı |
| Piyasa Fiyatı |
13,00 - TL |
| İndirimli fiyat |
9,75 - TL |
| Stok Miktarı |
1 Adet |
| Avantajınız |
% 25,00 |
| ISBN No |
9786054322053 |
| Sayfa Sayısı |
265 |
| Temin Süresi |
3 |
| Boyutları |
135-195 |
| Basım Tarihi |
2010-6 |
|
| |
|
|
|
| |
|
|
|
|
Yazar ve edebiyat araştırmacısı İskender Palanın İki Darbe Arasında adlı anı kitabı Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdikten sonra askeriyenin sınavına giren ve 1982 yılında edebiyat öğretmeni olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinde istihdam edilen İskender Pala, 12 Eylül darbesinden sonra başlayan ve 28 Şubat sürecine kadar süren 15 yıllık askerlik yaşamını İki Darbe Arasındada özetlemiş. Dindar bir subay olarak meslek yaşamı boyunca çeşitli haksızlıklara uğrayan ve 1996da Yüksek Askeri Şûra kararıyla ordudan ihraç edilen İskender Palayla, kitabı ve Türkiyeyi 28 Şubat müdahalesine götüren sürece ilişkin tanıklıkları hakkında konuştuk.
Askerlik yaptığınız 15 yılın anılarını kaleme almaya nasıl karar verdiniz? Amacınız neydi?
Söyleşinin Devamı: taraf, 8 şubat 2010
|
|
İki darbe arasında - İSKENDER PALA Zaman gazetesindeki yazısı
Ertuğrul Özkök, "İki Darbe Arasında" adlı kitabım hakkında "Sanki İlahi Bir Tesadüf" başlıklı bir yazı yazdı (Hürriyet, 6 Şubat). Yazının yayınlanmasından bir gün önce de beni aradı.
Aramızda nezaket ve iyi niyet yüklü bir konuşma geçti. Kitabımı takdir ettiğini söyledi ve birbirimizi anladığımızı karşılıklı teyid eden cümlelerle veda ettik.
Sayın Özkök daha sonra kitap hakkında iki yazı daha yazdı. Bunlardan birinde Sabah gazetesine verdiğim bir mülakatı söz konusu ederek (Hürriyet 16 Şubat) 28 Şubat üzerine söylediğim şu sözlere yorum getirdi:
"Bakın, 28 Şubat'ın hiçbir şeyini desteklemem, her şeyine karşı çıkarım ama Müslümanların ve İslamiyet'in yeniden gözden geçirilip, içindeki birtakım yanlış uygulamaların da masaya yatırılabilir olması açısından 28 Şubat bence olumlu olmuştur. İslamiyet adına bir sürü hurafe etrafımızı sarmıştı, sakalından, cüppesinden, sarığından asasına kadar. Ve şimdi İslamiyet'in daha evrensel olduğu, daha kapsayıcı olduğu anlaşıldı. 28 Şubat Müslümanların kendini sorgulamasını sağlamıştır."
Sayın Özkök benim bu samimi sözlerim üzerine 28 Şubat sürecinden ders alarak yoluna devam eden bir Müslümanlığa vurgu yapıyordu. Halbuki benim o mülakatta sözünü ettiğim hususlar 28 Şubat sürecinin Ali Kalkancılar, Aczimendiler, Fadime Şahinler üzerinden İslam'a aitmiş gibi gösterilen yanlışlıkları ve bazı mesnetsiz uygulamalar idi. Bu süreçte dindar oldukları için mağdur edilen insanlar ve onları mağdur eden düşüncenin zihnindeki İslam algısındaki hurafeler idi. Medya kanallarından din adına pervasızca konuşan bazı kişiler idi. Mülakatın ses kaydına bakıldığında bütün bunlar anlaşılacaktır. Sözlerimden sanki 28 Şubat sürecinin İslam'ı hizaya getirdiği gibi bir sonuç çıkarılması mümkün değildir, çünkü ben hiç böyle düşünmedim. Bilakis din adına o döneme gösterge yapılmış bazı medyatik hurafelerden (abartılmış kılık kıyafetler, ellerde asa ile yürüyen görüntüler, gümüş yüzük-altın yüzük tartışmaları, horoz keserek kurban ibadeti yerine getirilmiş olur mu lakırdıları vs.) kurtulmaya vesile olduğunu vurguladım. Yoksa beni döven sopayı ele geçirip dayak yiyenlere vurmaya başlamam mümkün değildir. O zaman benim yaptığım bir hak mücadelesi olmazdı zaten.
Sayın Özkök kitabımdan yaptığı bir başka alıntı vesilesiyle 28 Şubat sürecinde İslami kesimin özeleştiri yaptığını vurgulayarak -benim de katıldığım- laik kesimin de kendi hurafelerinden kurtulmak üzere özeleştiri yapması gerektiğine dikkat çekiyor ve İki Darbe Arasında'nın önsözünde TSK'dan atıldıkları için onurunu yitirmiş muamelesi gören insanlara sözü getirerek bir cümlemi alıntılıyor, şöyle diyordu (Hürriyet, 17 Şubat):
"O kadar ki çoğu evine ekmek götüremedi, bazısı çocuklarının okul masrafını karşılayamadı. İçlerinden bu aşağılanmaya dayanamayıp intihar edenler çıktı.
İşte ben, tak diye bu son cümleye takıldım.
'İçlerinden bu aşağılanmaya dayanamayıp intihar edenler çıktı' cümlesine."
Evet bu doğruydu. Askerden atılmalar canlara malolmuştu. Lakin acaba yargılanmadan ordudan atılan birinin intiharı ile yargıya çağrıldığı zaman intihar eden birinin intiharını eşit tutabilir miyiz? Gerçi yaşanan trajedi açısından her ikisine de üzülürüm ve Türkiyemizin, artık bireyleri ne sebeple olursa olsun intihar eden bir ülke olmaktan kurtarılması gereğini her zaman savunurum, ama YAŞ mağdurları üzerinden Ergenekon sanıklarını masum göstermeyi tasvip etmem. Darbecileri savunan hiçbir cümle de bana ait olamaz.
Öte yandan, kitabımın satır aralarında alıntılanıp üzerinde düşünülecek daha yüzlerce cümle var. Lütfen okuyanlar onlara da dikkat çeksinler!..
Mesela askeriyede dindar olduğu için disiplinsiz sayılan subaylara ilişkin cümleler... Mesela babaları/kocaları yargılanmadan TSK'dan kapı dışarı edildiği için dağılan ailelerin hikâyeleri... Mesela suçlarının ne olduğunu bilemeyen, şereflerine leke sürülerek toplumun vebalı saydığı insanların yaşamları... Mesela şerefsizce yazılmış imzasız mektupların şerefsizce mizansenleri... Mesela evine ekmek götüremeyen babaların yüreğindeki kederler... Arkadaşlarının aramaz olduğu, dostlarının kaçıp gittiği, girdiği işyerinden de kovulan ve birkaç yılda çöküveren dağ gibi insanların şakaklarında biriken hüzünler... Mesela babası askeriyeden atıldığı için sicili bozulan beşikteki bebeğin öyküsü... Mesela boğazlara düğümlenip anlatılamayan hatıralar... Mesela bir isim... Mesela bir tarih... Mesela bir... Mesela...
Beni duyan birileri var mı?
uğur bahçe 24 Mayıs 2012 Perşembe |
|
|
| |
Sahibinden Kitaplar Mağazasının Diğer İlanları |
|
|
|
|
|
|